Yüksek bir tepenin üzerindeki şatoda, bir mucidin en büyük eseri olan ve neredeyse tamamlanmış bir insan sayılan Edward yaşamaktadır. Yaratıcısı, Edward'ın ellerini bitiremeden hayatını kaybedince Edward, elleri yerine metal makaslarla baş başa kalmıştır. Peg adında iyi kalpli bir kadın onu keşfedip evine kabul edene dek yapayalnız bir ömür süren Edward, ilk başlarda toplum tarafından sıcak karşılansa da kısa süre sonra işler kötüye gitmeye başlar.
Tim Burton’ın sinema tarihine armağan ettiği en özgün yapımlardan biri olan Edward Scissorhands (Makas Eller), gotik masal estetiğini pastel tonlardaki Amerikan banliyö yaşamıyla çatıştıran büyüleyici bir modern uyuşmazlık hikâyesidir. Yaratıcısının ani ölümüyle yarım kalan, elleri keskin makaslardan ibaret masum bir varlığın topluma dâhil olma çabası, görsel açıdan büyüleyici olduğu kadar duygusal yönden de derin bir melankoli barındırır. Kasabanın sığ ve yüzeysel düzenine dâhil edilen Edward, başlangıçta sıra dışı yetenekleri sebebiyle el üstünde tutulsa da bu kabulün tamamen geçici ve çıkar odaklı olduğu kısa sürede anlaşılır.
Film, bireysel farklılıkların toplum tarafından önce bir tüketim nesnesine dönüştürülüp ardından korkuyla sürgün edilişini usta işi bir dille işler. Johnny Depp’in neredeyse hiç konuşmadan, yalnızca bakışları ve beden diliyle hayat verdiği Edward karakteri, saf masumiyetin vicdansız bir dünyadaki çaresizliğini temsil eder. Winona Ryder ile yakaladığı uyum ve Danny Elfman’ın unutulmaz müzikal temaları, eserin trajik ve bir o kadar da romantik atmosferini zirveye taşır. İnsan doğasının ötekileştirme refleksine tutulan bu hüzünlü ayna, sinema tarihinin en zarif kâbuslarından biri olmayı sürdürmektedir.