Devasa uzay gemileri dünyanın 12 farklı noktasına iniş yaptığında, dil bilimi profesörü Louise Banks seçkin bir araştırmacı ekibine liderlik eder. Uluslar küresel bir savaşın eşiğinde sallanırken, Banks ve ekibi bu dünya dışı ziyaretçilerle iletişim kurmanın bir yolunu bulmak için zamana karşı yarışmak zorundadır. Gizemi çözmeyi uman Louise, kendi hayatını ve muhtemelen tüm insanlığı tehlikeye atabilecek bir risk alır.
Denis Villeneuve’ün yönettiği 2016 yapımı Arrival (Geliş), geleneksel uzaylı istilası temasını kökten değiştirerek bilimkurgu sinemasına taze, derin ve büyüleyici bir soluk getiriyor. Ted Chiang’ın "Story of Your Life" isimli öyküsünden uyarlanan film, Dünya’nın farklı noktalarına inen gizemli uzay gemileriyle iletişim kurması için görevlendirilen dilbilimci Louise Banks’in hikayesine odaklanıyor. Klasik çatışma ve yıkım kalıplarının aksine, Arrival aksiyonu silahlarla değil; kelimelerle, algıyla ve dilin insan zihnini nasıl biçimlendirdiği sorusuyla kuruyor.
Filmin en güçlü yönü, dilbilimsel görelilik hipotezini (Sapir-Whorf) büyüleyici bir anlatı aracına dönüştürmesidir. Louise uzaylıların doğrusal olmayan yazılı dilini deşifre ettikçe, yalnızca bir iletişim kurmakla kalmaz; zamanı ve kendi hayatını algılama biçimini de dönüştürür. Villeneuve, bu süreci ağır ama son derece yüksek bir gerilim ve entelektüel merakla işler. Amy Adams’ın muazzam ve kırılgan performansı, filmin bilimsel derinliğini derin bir insani duyguyla dengeler. Jóhann Jóhannsson’ın rahatsız edici ama büyüleyici müzik kullanımı ise atmosferdeki bilinmezlik duygusunu zirveye taşır.
Arrival, zamanın çizgiselliğine ve kader kavramına felsefi bir bakış sunarken, nihai sonucunu bilsek bile hayatın ve acının yaşanmaya değer olduğunu savunan sarsıcı bir başyapıttır. Zekice kurgulanmış senaryosu, estetik görsel dili ve bıraktığı derin duygusal etkiyle modern bilimkurgunun en önemli mihenk taşlarından biridir.